Anasayfa » ETKİNLİK » CEZAEVLERİNDE SAĞLIK HAKKI İNSAN HAKKIDIR
CEZAEVLERİNDE SAĞLIK HAKKI İNSAN HAKKIDIR

CEZAEVLERİNDE SAĞLIK HAKKI İNSAN HAKKIDIR

Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler tarafından sağlık meslek örgütlerine, insan hakları derneklerine, sendikalara, barolara ve bu alanda faaliyet yürüten siviltoplum örgütlerine covid süreciyle birlikte giderek artan sağlık hizmetine ulaşmada ve hizmetin alınması esnasında ciddi hak ihlalleri yaşandığı ve tedavilerinaksadığına yönelik çok sayıda başvuru yapılmaktadır.

İnsan Hakları Derneğinin 01.04.2021 tarihli açıklamasına göre Türkiye’de 300 bin civarında tutuklu ve hükümlü mahpus bulunmaktadır. Bunların 604’ü ağır olmak üzere 1605’i hasta mahpus bulunmaktadır.

Cezaevlerinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerinin en önemli sebeplerinden biri hastatutuklu ve hükümlerin tedaviye erişimlerinin önündeki engellerdir.

Uluslararası standartlar, sözleşmelere ve protokoller; sağlık hizmeti sunumununtoplumun her kesimine olduğu gibi özgürlüğü kısıtlanmış bireylerde eşit bir şekildeuygulanmasının devletin bir yükümlülüğü olduğunu vurgulamaktadır.

Ülkemizde de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında kanunun (5275 s.k.) 6.maddesinin f fıkrasında; “Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ilebeden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasızorunludur” cümlesiyle yaşam ve sağlık hakları koruma altına alınmıştır.

Cezaevlerinde sağlık hakkına erişimde yaşanan sıkıntının en temel nedenleri arasında yönetimsel sorunlar dışında cezaevinde kalan tutuklu vehükümlü sayısının yüksek olması da önemli bir etkendir.

Cezaevlerinde kalan hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlık haklarına erişiminden büyük engellerden birisi kelepçeli şekilde muayene ve tedavi edilmeye zorlanmalarıdır.Bu nedenle bir çok mahpus muayene ve tedavileri yapılmadan cezaevine dönmekzorunda kalmaktadır.

Adalet Bakanlığı,  İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından imzalanan “ÜçlüProtokol’’ün kapsamında tutuklu ve hükümlülerin muayenesi sırasında yanlız olamayacaklarını öngören 61.maddesi hükmü, insan hakları ile hekimlik mesleğininilkelerine aykırı olmasının yanı sıra hekimle hasta arasında bir tür güvenlik duvarı oluşturmakta ve sonuç olarak hastanın en temel insan haklarından olan tıbbi yardımve tedavi olma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum BM tarafından kabul edilen;ülkemizdeki hekimlerin ciddi birikim, deneyim ve katkılarıyla oluşturulan İstanbulProtokolüne de aykırılık teşkil etmektedir.

Terörle ve çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele amacının gereklerini fazlasıylaaşan bu düzenleme,  hastanın en temel insan haklarından olan tıbbi yardım ve tedavialma hakkını ortadan kaldırmasının yanı sıra; tıp mesleğinin etik ilkelerini, bubağlamda hasta/hekim ilişkilerinin gizli  kalması gereken niteliğini ve anayasalgüvence altında olan özel hayatın mahremiyetini ihlal eden sonuçlara yol açmaktadır.

Ulusal ve uluslararası nitelikteki sözleşmeler ile yasa, tüzük ve yönetmelikhükümlerine göre polis ya da diğer kolluk görevlilerinin muayene odasındabulunmamaları gerekir. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istektebulunma hakkı vardır ve bu hak,  aynı zamanda hekim için meslek ettik kurallarınauyma zorunluluğundan kaynaklanan bir sorumluktur.

İkinci olarak hastane sevkleri dış güvenlik sorunları, ödenek yokluğu, pandemi vb. çeşitli gerekçelerle yapılmamakta ya da geciktirilmektedir.

Başka cezaevine mahpusların sağlık dosyaları ile ilgili gecikmeler, geldiklericezaevinde ilaç temini ile ilgili güçlükler, kurumun bulunduğu il/ilçe hastanelerindehastanın takibini yapacak ilgili uzmanlık dalı hekimin bulunmaması gibi nedenlerleözellikle kanser hastası olan ve kronik hastalığı bulunan mahpusların sağlığa erişimiengellenmektedir.

Cezaevlerinde ağız ve diş sağlığı ile ilgili sorunları olanlar açısından durum daha davahimdir. Çoğu cezaevinde bu konuda tıbbi cihaz donanım ile diş hekimi ve yardımcısağlık personeli yok ya da sınırlı sayıdadır. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri Türkiyegenelinde yeterli sayıda olmayıp bu merkezlere sevk ile ilgili de büyük sorunlaryaşanmaktadır. Ayrıca diş muayenesi gibi özellikli muayenelerde bile kelepçelerinçıkarılmaması sağlığa erişimi büyük oranda engellemektedir.

Kronik hastalığı olan mahpusların diyet yemeği almalarında yaşadığı güçlükler ilenormal yemeklerin besin değeri, miktarı konusunda, temiz suya erişimde sorunlaryaşanmaktadır. Kantinden yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlar üzerinden yapılmakistenen alışverişlerde normalin çok üzerinden fiatlarla satış yapılıyor olması, kadın mahpusların özel ihtiyaçlarına erişimle ilgili sorunlar ile  ilgiliçok sayıda şikayet başvurusu olmaktadır.

LGBTİ+ bireylerin yaşadıkları tecrit, ayrımcı, ötekileştirici tutumlar, sağlık hizmetine erişim, cinsiyet değiştirme sürecine yönelik olarak aldıkları hormon, ilaç ve müdahalelere ulaşımla ilgili yaşadıkları sorunlar da henüz çözüme kavuşturulmuş değildir.

Havalandırmaya çıkarılmama ve tecrit ayrı bir hak ihlalidir. Mahpusların yeterincegün ve güneş ışığından yararlanamaması, fiziksel aktivite yapamaması, kronikhastalık ve kas-iskelet sistemi hastalıklarına davetiye çıkarmaktadır. Bu durum cezaevlerinde ikincil bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmaktadır.

Cezaevlerinde ısınma-ısıtma ile ilgili sorunlar, bireysel temizlik ve hijyenaçısından gerek duyduğu temizlik malzemelerinin verilmemesi ya da az verilmesi,ortak kullandırılması, sıcak suya erişim ile ilgili sıkıntılar hem kendi hem decezaevinin temizliği ve hijyeni açısından bulaşıcı hastalıklar açısından risk faktörüdür.

Tedavi için gönderilen hastanelerdeki mahkum koğuşlarının fiziki koşullarıyetersizdir.Sağlık  meslek örgütleri olarak mahkum koğuşlarını gözlem ve ziyarettalebi ile ilgili başvurularımız her seferinde olumsuz sonuçlanmaktadır.

Cezaevlerinin bir çoğunda sağlık personelinin 24 saatlik nöbet tutmuyor olması ya da acil ambulans hizmetlerinin olmaması nedeniyle başta kalp krizleri olmak üzere akut müdahale ile önlenebilir hastalıklar nedeniyle ölümler yaşanmaktadır.

Hasta mahpuslar ya cezaevlerinde ya da durumlarının ağırlaşmasınınardından tahliyeedildikten kısa bir süre sonra yaşamlarını yitirmektedirler.Cezaevinde kalamayacak durumda olan ve infazlarının bir an önce ertelenmesigereken ağır ve kronik hastalıkları olan mahpusların sorunları; sağlığa erişimdekieşitsizlikler, gerekli sağlık hizmeti sağlamaya elverişli olmayan fiziki koşullar ve tecrituygulamalarının tetiklediği olumsuzluklarla katmerlenerek artmaktadır.

Anayasa’nın 104. maddesine göre; Cumhurbaşkanı “sürekli hastalık, sakatlık vekocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ve kaldırmak” yetkisinesahiptir. Adlî Tıp Kurumu’nun sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hallerinden birininbulunduğuna karar vermesi halinde Cumhurbaşkanı, af yetkisini kullanmakonusunda takdir yetkisine sahiptir.Ceza İnfaz Kanunun 16. maddesinde “hükümlünün hastalığının hayatı için kesintehlike teşkil ettiğine Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığıncabelirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen Adlî TıpKurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen” kişilerin infazlarınınertelenebileceği düzenleniyor olsa da bilindiği üzere, bu madde yine Ceza İnfazKanunu’nun 116. maddesine rağmen hasta tutuklulara uygulanmamaktadır. Dahası,hasta tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp Kurumu’ndan onay alması ise başlı başınayıldırıcı niteliktedir.

Adalet Bakanlığı’nın belirlediği tam teşekküllü hastanelerden alınan raporlar Adli TıpKurumu’nda haftalarca, aylarca bekletilmekte, kimi zaman hastalar ring araçlarıylasaatler boyunca süren yolculuklarla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na çağrılmakta ve çoğudosya ret kararı ile geri gönderilmektedir

24 Ocak 2013 tarihinde kabul edilen 6411 Sayılı Kanunla hasta hükümlülerininfazının ertelenmesi açısından olumlu bir düzenleme getirilmiş gibi sunulan koşullar,hükümlünün “maruz kaldığı ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle hayatını yalnızidame ettirememesi” ve “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağınındeğerlendirilmesi” şeklindedir. Bu düzenleme ancak devletin güvenliğini kişilerinsağlık hakkına erişiminden öncelikli kabul eden siyasal tutumun bir ifadesi olarakdeğerlendirilebilir.

Adalet Bakanı’nın 22.12.2020 tarihli açıklamasından 2013 yılından itibaren Adli Tıp Kurumu tarafından  1330 mahkumun ağır hastalık raporunun onaylanmadığı yani “ceza infaz kurumunda kalabilir” raporu verildiği anlaşılmaktadır.

Bir diğer konu tek kişilik bölmeli, eski, insani koşulları taşımayan ring araçlarıylasevkler yapılmasıdır.

16.09.2011 tarihinde Van’dan İstanbul’a giden görevlilerin kilitli kapılarını açamadığı ring aracındaki araçtaki 5 mahpus diri diri yanarak ölmüş, 10 asker ise yaralanmıştır.Ring aracının daha önceden arızalı olduğu, acil çıkış kapısının olmadığı,mahpusların ellerinin kelepçeli olduğu bilirkişi raporu ile kanıtlanmış, mahpuslarınkaçmasını önlemek için asma kilit, sürgülü kilit ve anahtarlı kilit şeklinde 3 ayrı kilitsisteminin olması nedeniyle geç kalındığı ortaya çıkmıştır. Mahpusların taşınması için kullanılan tüm araçların standartlarının gözden geçirilmesi can güvenliği açısından hayati bir konudur.

Yaşadığımız Covit-19 pandemisi açısından en riskli yerlerin başında, koşulları gereği cezaevleri gelmektedir. Pandemi nedeniyle acil hastalar dışında cezaevlerinden sağlık kuruluşlarına hastaçıkışlarında sorunlar yaşanmaktadır.Hastane dönüşleri uygulanan 14 günlük karantina koşulları pandemiyi önlemenindışında mahpuslar için cezaya dönüşmüş durumdadır. Uygun fiziki koşullarınsağlanmadığı, bazen tek bazen da 20-30 kişinin bir arada kaldığı, temizlik, hijyen,havalandırma vb virüs yükünü azaltan uygulamaların olmadığı karantina koşullarıbulaş riskini arttırmakta ve sonrasında cezaevindeki herkesinsağlığını tehlikeyeatmaktadır. Ayrıca karantina boyunca mahpuslar ilaçlarından ve diğer kişisel eşyalarındanuzak kalmaktadırlar.Pandemi ile birlikte açık görüş hakkı, sosyal aktivite, spor,  havalandırma hakkının kullanılması önündekiengeller ikincil bir cezalandırmaya dönüşmüş durumdadır.

Cezaevlerinde hem mahpusların hem de görevli personelin covit 19 aşılarının ne oranda yapıldığı ile ilgili olarak elimizde yaklaşık bir veri bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığının bu konu ile ilgili olarak elindeki verileri bizlerle paylaşmasını istiyoruz.

Bizler sağlık örgütleri olarak tekrar belirtmek isteriz ki; sağlık hakkı insan hakkıdır. Devletin kendi korumasında ve denetiminde olan herkes gibi cezaevlerinde bulunan tüm mahpuslara başta sağlık hakkına erişim olmak üzere tüm gereksinimlerini  karşılamak zorunda olduğunu tekrar hatırlatır, bu konunun takipçisi olduğumuzu belirtmek isteriz.

Ankara Tabip Odası

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*